Cadı Canavarı

cadılarını kendi yaratırdı

sevmek isterken dişleriyle 

yaraladığı kadınların

yanlışlıkla seviştiği

püsküllü hüzünleriyle

otuz bir ekime kadar

olmadı önümüzdeki kışa

kader çekerdi kalem

yüreğinde nadasa bırakırken

ısınmak isteyince kan arayan

bir vampir misali korkunçlaşmaktı açlaşmak

içindeki canavarın dileği

büyümekti sonsuza doğru

bal kabağından inlerinde

doyumsuz bir yaban domuzu

kılığında tek boynuzlu sert ve kuvvetli bir

adam olmakken naci-zane engizisyondan kaçıp

aklının şeker dağıtan çocuklarının

yanmaz cadı tadını heyecanını içine bastırır

yabancı bir kültürün çılgın makyajında

sahte gülüşler ve kanlar ile maske takma bayramı

her gece ay eziyetinde kendi olmaltı Naci

kurt adam ısırıklarında gizlerdi

güçlü mü güçlü olma hayalini

korkularının gölgesinde

dile dökmek için aldattığı

tüm kişilerin kirli bir yüzüydü

vicdanının duvarları cadıların ateşle canlanan gözleriyle

oydular da oydular

her hüzne bir kovuk, her kovuğa bir mum

koydular da koydular

yakmak için günahlarını

 

Resim: “Black Cat At Halloween” by Deskridge (Deviant Art)

 

Bir Edebiyat Kasabıydı İnce de Belli

 

eteği belinde, gül de takmış

ince de belli  isteklerinin ucunda

dönüp durmasını istediği dünya

anbean iradesinin ucundan kaydığından

eksik kalan her oluklu duygu için

sünger gibi içiyor ve içiyor

ve çekiyor ve daha fazla çekiyordu

beyaz, siyah, ince ve derin gök-kuşağı tozu

altında altından bir dilek çeşmesi

tutarcasına sırtüstü uzanıp

yalan bekleyen

yüreği vardı sıktığında ruhunu

kan yerine “seni de seviyorum” diyecek

insanları yazan yaramazca

kendini ayıran arzularından  

öyle çok kadın kırmıştı ki

diplerinin acıyla kasılan bellerinde

kontrolünden çıkabilecek zevkten

acıya dönüşebilecek her şeyi

kitapları, defterleri, küpeleri, gülüşleri, sevişleri

görünenden görünmeyene

zaman kağıt gibi kestikçe

iltica eden ne varsa

– ki ölüm bunların hasır altı edilmiş ters-yüzüydü –

düşmekti zamandan nur topu yangını gibi

kar üstünde kırmızı kıvılcımlarla

dünyadan bel kıvırmak

kalemini, telefonunu, televizyonunu, arabasını ve yatağını

bırakabilmek dönmeyeceği dehlizlerle doldu

cismini bilmediği bir tapınakta

belki keşiş bile türetirdi

kaburgalarından kadın

uzağında bir dağ eteğinde

kaldığı hicranın yarlarını

suya devşirirken bitmez susuzluğunda

ismini tüketmek istediği her şey için

bir Adem öldürerek ters döndürürdü

gelişini dünyaya

ağaç, yılan ya da maymun ve evrim

meleklerinin öğrettiği tüm adları

hicranı bile unuturdu

zihnini kaybetmeye bilediği

gece yılanlı mesajları alınca

“kimsiniz tanıyamadım?”

diye cevap verirdi kendi yüzüne

yalan yapıştıran

afişçi bir adamdı o

görünmek için her dem

içini ters yüz etmesi zorunlu

bir edebiyat kasabıydı 

Resim: “When I’m not High On Cocaine” by SkyWheel  

Kahve

bir avm kafesinde

insanlar arasında doğdu

avamlığı oradan boşluk

deftere düştüğünde düz

takırtı biraz lakırdı gibi tok bir ses

dalga dalga yayıldı diğmalara

başını çevirip bu sesten önce 

telefonlarına gömülünce herkes 

yalnızlığa mahkum edildi Naci

devasa bir hayal gücü bahşedilmişti 

peçeteye kahve döken anyası 

hayal-gücü o kadar “şeydi” ki

o tutarsız “şeyi” içinde tutamadı

yaratılıştı taşan kahve telvesi fin-canında

hayatından kareler 

hatta dönüp duracak daireler

belirirken belli belirsiz 

kahve, sigara ve düş

göğsünde bir dağlanmaz delik

meme yerine kapuçino emdiği

karton bardaklı bir imparatorluk

varlık ve yokluk

sigaralar boyunca nefes

boğunca

içinde kavrulduğu kafes

dalları titrerken kafası dumanlı

hep bir eksik bulacaktı

kendinde çikolatalı bir delilik

 

Art: “Coffee and Cigarettes” by nobody-is-driving

Biblo

seni bir biblo gibi

muhafaza etmek istiyorum dediği o an

hicranın kırıldığını duydu

ellerini üzerinde gezdirdi

parçalarını tanırken

kırmadan bilemediği onca

insanıM dedi azap vicdanıyla

dilinin kemiği olsun diye

göğüs kafesinden bir dal koparıp

hicran’a uzattı

yetişemedi uzaktı

aşkı yetiştirmek yeşil yeşil

ağacından koparamadığı çocukluğu

damağındaki dondurma tadı

bir bulut gökkuşağı

elma şekerinde

zamanı dondurmaktı

muhafaza etmek hatta büyütmek

elinde değildi ki

belki düşünde

korumaya çalıştığı ne varsa

elbet aşınırdı vakte dayalı

çürüyen bir yanı vardı

aynı demde güçlenirken

sevmenin özü

yoğun mu yoğun

sıvı kıvamında

içine dolduğunda

nefes alamaz anında

zamk misali yapıştırırdı

hicran’ın parçalarını

aşıklar yabancıdır

parçalarına

bütün olma hiss-i

kable’l-vukû

ufukta baki

 

Resim: herocube 

Karalar

naci kararlar alır

kararlar alır, o kadar alır ki

yer kalmaz yaşamaya

tükenir dimağ bütçesi

hiçbirini gerçekleştiremez

karalar bağlar

ucu ucuna

yetişir gün biterken

değişim dilinde ekşir

kozasından dışarı sıvazlanır

kelebek kovalar

kovalar dolusu kelebek

kedi düşlerinden yadigar

hani sorarım değişimi diye

kafka okur anlamadan

anlamadam naciyeye dönüşür debelenerek

bir kadın, bir erkek olarak

dövüştürür kristal

harika bir avize altında

çift cinsiyetli düşüncelerini

fark ettiği an,

seviştirir yaralarını

açılan bir yarık

elden fırlayan bir kalem

varlık dehlizi seçimlerde

bu-kalem-un gibi

serpilir tozdan kelimeler

istanbul şahittir ki

yarın başka olacağım

istanbul şahitti ki

bir-şey olacağım

ne-şey hem de ne-şey

yuvalanır elindeki kadeh

balıkçı kral kadar kısır

hicranı yatağına yatırır

sarılır günün çarşafına

birbirine bağlayarak kaçacak

kendi kendine yetebilme

kararlarıyla hırlar

sarkar düşünce

pencerelerinden

sevdiğinin gözlerine

anya yansır boşluğa

aman tanrım!

bu nasıl bir karar-tı

kar*anlık ışıl ışıl

 

Resim: Antony Gromley

Yan-kı ol !

mükemmelliği anlardan aşıracak

kendi olamamasından mükerrer

taşan bir aşiret gibi uzaklara, hep başkalara

nesnelere, yüzlere, doğumlara

bürünebilmesi için yalan söylerdi kendine

edepsiz edebiyatıydı bu

farklı varlık biçimlerinin kaşıntılı kıyafetlerinde

kurdeşen döken şekilli şekilsiz sıkıcılık

ve kadınlarına eşlik eden kara çığlık

hem de okuyucular önünde

hamlığı ile hamile bırakabilmesiydi sığlık

yalnızlığının istem dışı titreyişlerinde, kasılmalarında

kalemini daldırdığı derinlik, suskunluğun elleri ağzına

başka gözlerinin ilhamına sıyrılırdı

ona cevap vermeyen ne varsa hayatta

hayaliydi onu giyinmek   

tam bir kedi, bir yastık, hepsiydi

Naci diye başlayan hiçbir cümle

yabancı değildi kendini yaratan yatalak tanrısına

zihne zerk olan, her dem zan

aynı şeklinde çık(a)masa bile

kalbe zift gibi yapışıp kalmaz

ister bir rüyanın, ister bir öpücüğün öcünde

hayata giz ve iniltiler ile intikal eder,

kelebek kanadında da olsa yer bulur

mutlağa bir biçimde yanardı

gölgeler ve isimler birbirine vurdukça

sanatlaşmak erittikçe sesini

titreyen ışığı deren, ısıtan, aydınlatan

kara kara yankı-ol beyaz sayfalara

  

Resim: optiknerve-gr

https://optiknerve-gr.deviantart.com/art/metamorphosis-007-202658722

error: Content is protected !!