Sütü Sübyan Siyaset

rüyasının kara barlarında

bulduğu ıslak filozofun

“evlilik orospuluktur,

orospuluk evliliktir”

diye haykırışıyla uyandı Naci

evet demek için parmağını ısırdı

kahrolsun!

“heteroseksüel düzen ve seks kapitalizmi

çok yaşa BDSM ve yuvarlak dünya”

lanet olsun!

onu itekleyen

toplara tüfeklere dönüşen

milyonlarca penise

 

“medeniyetin beşiği

eşik olmuş tutarken

tel örgülerin bıçak saçlarından

elleri dudakları gözleri

bir adada tutsak

çocuklar vardı yurtlarından kovulmuş

savaşın dumanını yutmuş

her kelimeleri isli ve sessiz

sinmiş eteklerine 

üç beş kırık oyuncaklarını

kurtarıcı bilip kaldırmışlardı

gökyüzüne doğru

rüya rendesi teller

unufak ediyordu”

 

diyerek çıkarmış koparmaya çalışıyordu

teveccüh ettiği tenasül uzvunu

göğsünü parçalayıp kafesini dağıtıp

kuşları serbest bırakmak için

kardeşlik ve eşitlik için

kıllarını da teker teker yolluyordu ki

abi ne yapıyorsun diyerek

tuttular,

o içinde tutamadıkça onu tutuyorlardı

çok içmişti sünger bob dediler ressam bob değil

çizme kendini kan üzeri yan yatmış ağaç üzerine

o tutulmadan sonra ne zaman “fallik” bir obje görse

bağırmak istiyordu

purom bitti yandı kül oldum

yakın içimin kamplarını

çocuklarımın gülleri kurudu

kasıklarımda ey Balıkçı Kral!

abi ne yapıyorsun

sen sanat için sanatsın

kırdırma ağzını yüzünü

sütü sübyan siyasetini

boynuzlu tanrılar sevsin

 

Resim: Z.Beksinski

 

Janus Kadın

aşktan anladıkları

mısraların dehlizlerinden

uçsuz bucaksız deryalardan

göz göz odalardan  

kutulara sıkışınca kalbi delik

bir kadın yüzü tahtalarında ıslandı

sevgisi akıyordu kan gibi

avuçlamaya kalksa da yetmedi ufak elleri

tutmaya kırmızının şerrini şehvetinde

yüzmeyi bilmediğinden boğulacak

gibi oldu hep seviyor sandı dudakları

kızarıp da dudaklarına kapanınca

öyle gerçekti ki kadın kelimeleri

yalanların gizlediği 

bir avuç anıydı şimdi aşk

filtreli fotolardaki yıldızlı geceler

yalnızlıkla mühürlü ruhu kadehlerde bastıran

anlamsız karabulutlar, bir yağmur, bir fırtına

sökmek bilmeyen şafaklar

en mahrem köşelerine

çöktüğünde

yüreğinin o devası kubbesi

Janus kadın da elbet yıkılacaktı

kendini bilmeyenin ölümü

sonsuz olurdu tekrarında

kül sözler toz duygular

yine yeniden suya muhtaç

açıkta yaralı kalacak cennetler

cehennem tadında kalben gömülüydü

 

Resim / Picture: Cesar Biojo

Kızıl Düşman

içine doğru itildiğinde

geri gelmeyecek tür bir yalnızlık

dikiliyordu iskelet iskelet

dillendiğinde onu eritemeyecek eril kıvamda

etin zehirli dokunuşuna yer açtı bedeninde

dokunulduğuna alev alan

ellerini ısıtabileceği yumuşaklık ve irilikte

bir yokluğa varlık yükünü yıktığını

hayalet edebilecek kifayetsiz bir kayboluştu

kadınıyla kanlı ayda sevişmek

aşktan ve cennetten şeytanına düşüş

Naci alışkındı ya yine de yara almadı sanmadı sarmadı

bütünleştirecek bir arzuya kaldıramamıştı kara kedisini

tüylü dimdik ve yeşil gözleriyle absent tadında

üzerine alınmayacak artık böyle kendiyle sevişmeyecekti

aşk katilinin karanlık siluetinin kan bedenine inat

eliyle yüzünü belirleyemediği niyetler için

devimini tutacaktı

kafiri oruca kıran

bembeyaz kelebekler açmaktı

dünü öfkeyle özlemek, yarına boğulmak 

Anya’nın yanında, anın içinde acıyla

zevkle inleyecekti çöktüğü çalı çırpı çalıntı

iskemlesinde tutuşmanın arafında

ve ahdinde hiçbir defa doğru güne

doğmayacağını bilerek bilenecekti

eli tüterken, umarsız gözleri kısık

sırtında kızıl bir düşman devşirmişti

kefaretin keskinliğinde

dumanı sivrilen ateş yüzlü boşluğun

eli omzunda küçük ölümü

yanıyordu, içinden yanıyordu kırmızı

 

Resim (Picture): Lynn Nguyen

error: Content is protected !!