Yitirdiğimiz Vakitle

balıktan kaçış yok düşlediğimiz yere

kürek çekerken akıntıya karşı

sevmenin bir umudu vardı karşı

yitirdiğimiz vakitle yeşil

yarı çıplak bedenlerden cin çıkaran

bir emir almışız ve çevreyi yok

yere hastalıklarımızla çürüten biz

yitirdiğimiz vakitle mavi

gözlerimizi ayırmamıza sebepse ölüm

ve faşist bir dünya kocaman

bir balığın bedeninde önümüzde

yitirdiğimiz vakitle turuncu

Yunus peygamberin dininden kör sevdalı

dönerken bir sandal sefasından

deniz sadece git gel ikimizin arasında

yitirdiğimiz vakitle kara

ufukta git gide küçülen çizgi

o eski parlak tenimizde açılan

bizle açılan kırışıklar, dalgalar

yitirdiğimiz vakitle kırmızı

ışığın bizi kör ettiği düşler tutkuyla

boğulan bir ülkenin canavar

yüreği hemen küreğin ucunda

yitirdiğimiz vakitle beyaz

bunca su yutmuş ölmemiş

sevdiğimiz günler, sokaklar, yüzler

suyun üzerinde salınıyor

The Peacock

what if an angel descended right now

and forced you onto your knees

held your jaw tight

unable to see your guilt

for all that grace trailing the wings blinds

mistaking you for Mary, yes, yes

the immaculate, the impeccable, the pure

holding a budding flower white like a staff

to bless you, to take you up

but you look down

holding a flower as a token of sold love

a sign of the Rapture is lost on you

and you are no Mary

a wrench, a wretched thing, who can only

sin and produce blasphemy

you consider yourself as low, left-over, licked

and think you’ll be damned

and it is the final moment

but it is just an error

an honest mistake by God who

also allow millions of children to die

an old-school angel sent to the wrong place

at the wrong time

when you were expecting a cock, a torture tool

but it will be a holy peacock

you’ll be absolved

all white

in a different light

and you are a man again

amen

error: Content is protected !!