Salem’deki Sarı Ev Sen

sarı kenarlarıyla bir ev

düşün bedenin sanki

bir köşede

yıkılmak istemeyen

yeşil duvarlarında umutları

sıyrılmış yolun sardığı

hala gitmek istediğin yerler

o bel altındaki vitrinleri

camından yansıyan

bir zamanların arzuları

ciğerleri pembe

sırtını yasladığın kızıl dağlar

destur, cinlerine

kalp kalp ayırdığın odalar

göz kırparken iki göz

pencere dudak bükmüş

yalnızlığına resimler asmış

çerçeveler duvarlarında

sıkışırken zevkle ıslanıyor

yağmur dediğinle gelecek

paspasında küçük ölümlerin

yağdıkça önündeki tozlara

tanrının ip uçları

ışığı tutan yüzün, evin

buharlaşacak, yükseliyor

dokunabildiğine değer

ahşabında aşk ki

gıcırdıyor yürüdükçe sen

ah, kırma seni tutan kirişleri

sokağında tut beni sıkı

lambalar sönmeden

içimizde

gölge fırçasıyla yakın

Resim: A.J. Casson “Old Store at Salem”

Çiçekleş

çiçekleş bir insanla

içine düşmeden kurt

elmasından ağzına zamanın

ipeği gözlerinin parlaklığında

örülürken niyetinden pak

kapanmadan kırmızı yapraklar

örtüsü altında  gecenin 

döne döne dervişçe ak

ömrün karanlık yatağında 

çiçekleş  bir insanla

Resim: Sol Halabi

 

Gelinlikler

günler geçerken dikilmemiş

gelinliklerden kadınlar

uykuya yatırıyor bez bebeklerini

gözlerin açılmamış, bitişik

sıcaklığında bir huzur hasıl

olur olmaz vehimlerin üzerinde

ya beni eskisi gibi sevmezse!

ve kırışıklıkların karmaşası

yüzüne vurduğunda yoksa 

kefili geçen günlerden dikilmemiş

yaralar açılırsa balık sırtında

çiçek çiçek kanayan

desenlerinde birini unutabilmenin

başkasının üzerine yaması yanık.

ağzı açık bağrına söz geçirmiş

sırf kadınlaştıkça kanmış adet

bizi dünyalardan ayıran gerçekçe

erkek dişleri kırık

o bembeyaz gelinlik umarsızlık

bulutların izinden akar gider

 

Resim: Gabriel Pacheco

Kalıntı

suyun rakıya nüfuzuyla saf

nefsin hayaletleri genleşiyor

aslan sütünden beyaz

uyku tenin sürahı ucundan 

damlıyor şehrin kutularında

oda oda naftalin kokan

devşirme sevdalar silikleşiyor

göz kapaklarınca unutkan

özünde gördüğünden fazlasını

tutamayacak kadar korkak

sevemedin kendinden çok

tasavvurunda sarhoş uyku

mışıl mış gibi bir akşam

daha da çelimsiz çöküyor

diz(e)lerinde ağrılarını

büyütmüş doğuramadıklarından

tutamadığın tüm dumansı

dudaklar ve alamadıkları aklın

suretleri kifayetsiz ve arsız

aşkın kalıntısı beline inen sızı

geçen günün günahını paklıyor

tek gerçek acı uyutmayan

başında bulut tüccarı

Resim: Dan McCaw

Turuncu Aksine

kırmızıyı canın yandığında gösterme sırf

başka günleri turuncu aksine karıştır

ağzında bir tat olsun güneşten

kar akşamlarında kalınlaşan o ihtimal

sabah ballansın darbelerle dişiliğinde

ger demirlerini yer ayır aralıklarla

ihmal ettiğin dünya dönerken edebiyle

ihtiyatlı bir nimete boyun eğmek kadar

hafiflik yok ilhamında damarlı renklenen

tut kopar istediğin ışık demetlerini

hak etmek diye bir şey yok zira

dalgaların önünde durmak delilik değil

fıtratında varsa büküldüğün kadar büyümek

zarafetini zayıflıkla karalama açıl

nazire edercesine kara deliklere

konuşmak için varlığı, yokluğunla anlaştın ya

dikenlerimden uzakta kaldı

tenin gergin ve parlak

yaralara derin özlemini göm ardıma

sırtımda ölümlü ayak izleri yürüsün

kırmızıyı canın yandığında gösterme sırf

seni sevecek daha çok ışık, daha çok ışık!

Resim: Egon Schiele “Totes Madchen”

 

Kızılcık Şerbeti

lambasına vurgun cin yanıklığı

kirazlarını sıkıp bırakmış

vurgunu unutamayan dalgıç

dünya yankısı kabuklarına sırlı

kasıklarındaki ince sızı  

kızılcık şerbeti içtim derken

gözlerin koparamadığı gözler

karışıyor suya yeşil ve kırmızı

Su Birikintisi

varın nemli çeperinde

yosunlaşan avutulmaz hüzün

içimdeki kurumak bilmez

su birikintisi ve açık derisi

nefesinle dalgalandıkça

yansıyan düşlerin sini

tanrı yüzü demlerin

avuçlandıkça yitip giden

error: Content is protected !!