Tövbelerin

Birini sevemedikçe özür dileyesi geliyor insanın tanrıymışız da yükümlülük varmış gibi; oysa, ya da o ise, elbet bir duvar kifayetsizliği yaratır, baraj yıkılır, onunla yıkanmak teşbihten de öteye geçer de geçer diye dilemek varken, hazır varken.

Saatleri iten o kara katibin donuk yüzünden, içinin zembereğini hareket ettiren o kadar az titreşim, elektrik ve doku kalacak ki,  “peki”, “peki” deyişindeki ipek sessizliği sararken seni yaşattığını göremeyeceksin.  

Yoksa aşkı tarif ederken çok zorlanan kısık gözlü ve kireçlenmiş eklemleriyle dansları ıstıraba dönüştüren varlıklar olmayı kim seçer?

Elleri kocaman korkuyorsun ondan, ondan. Okşandığında karşılık veren bir sarı-siyah-beyaz kuyruk olsan, kolaylaşırdı yolların atar damarlarından kalbine. Güneşin seçtiği bir üzüm gibi kururdun sevildikçe, dudakların parça parça da olsa, dilin beyaz, güzel konuş, kırma derdi senle aşk derdi olan.

Ama bir savruluşun var ki, kendi içini ters yüz eden bir fırtına altında. Oysa sen ne zaman üste çıktın, ne zaman hayat seni seçti, ne kadarını sen seçtin, ellerini bir torba pirince daldırmış da taşları bulmuş, yalancı ve sevinçlisin.

Senin sevdiklerin de oldu, hayallerinde bitirdiğin, bitiştirdiğin, yatağına kıble kıldığın. Tövbelerin seni içinde hapsedecek kadar imanlı değildi çiftleşme tanrılarına.

Özür dile ele. Özür dilemek erdem her dem. Kendini bilmenin farkındalığı var tohum misali bu basit sözcüklerle yeşeren. Karanlık belki toprağın.

Lakin ondan da kaçacaksın, seni değil onu sevdim diyemeyeceksin, sevmenin ucu uçurtma ipi, aşkın kağıt ve çıta senden değil, ağaçlardan.

Özür dile ormandan, böyle küçük olduğun, süre gelmeden yaşadığın için. Sonbahar sincapları fındık arzularını ve organlarını gezdiriyorlar, sen yapraklara değil dallara inandıkça.

Cihandan dön kırılıp yılmadan. Geçicilik elimizde kına sevgiyle işlendikçe…

Görsel: David Inshaw “She did not return” (1943)

 

Çok iyi çocuk sizi bekliyor...

error: Content is protected !!