Dolapsız Aşk

ihtiraslarını kurutup kaldırdığın

çift göz dolabından çıkar artık.

bak ağacımız gıcırdıyor

çekmecelerimiz açık

bastırma korkunu sığ sulara  

çamura düşmeden, kirlenmeden

sevmek, sevişmek olmaz

*

naftalini dilinde döndürmeyi bırak

karar ver ellerinin rengine

içindeki yumağı oynadıkça açan

kedi kalbimi ağzıma getirme

ölüleri dirilten bu yünden son

başka bir sona bağlanmadan

soğuk mevsimin rüzgârı

*

ıslaklığını almadan

sönmesin bu şafağa ateşimiz

başka bedenlerde yıkama

yüreğinin kirini pasını

vuslatın kokusu sen

katlanıp üzerine uzandığım  

temiz çarşafların baharı sen

*

Görsel: Liu Xiaodong (1963) “Aşk”

İvmeme

dönme dolap dönme

her yeni hayalle eskiyen

cüce paltosu

aralık kapısı kapıcısı

bir umut kusurcusu

Naci Paşa

ile

gıdısını tutuyor etini bürüyor

“çirkinsinsen”

döne döne

*

bu sene daha

bir sene sensin

aşağıya doğru

ivmeme meme, meme

bakma sen

kadınlı ilçesi Naci’si

sınıfta olmak bile lütuf diye

akıldışı işlerin okulu

hamdın oldun

pişi suratlı

*

of çok genişsin ve engebeli

cildinden vadeli

öpemiyorum

parasını alamayan kimse kalmasın

ahirete et satanlar

zincir tükürüyor lirayla

gemileri yürütmüşler içinden

dolarsa

ele boşalır yana yatak

*

haberi yok ayağından bağlı

sınıf kuzular gibi

meeee meeelesef

kurban ediliyoruz

hatırı sayılır bir şekilde

terk ediliyoruz

başaklarımız kurumaya

yüz tuttu

tutacak kalmadı

bir güzel yüz, iki güzel göz

o da Naci’nin değil

*

Görsel:Johannes Grützke

 

Har Har

Har har

yerinden çıkarıp üzerime alıyorum

iktidarmış can-a-var

Allah diye bağırıyor

hepsini istiyor

içinde Naci

terakota meme ucu geçen bir şiir

Marslı eve kartpostal yolluyor

öyle anlamsız ki

tek başına dağın üzerinde

sen ben param param parça

iki dolar

elimin tersi, yüzümün düzü, göm göm

yüz görümlüğü

bir öpse belki

asgari bir müşterekte bulaşacağız

ama öyle ketum melun

bakmakla olmaz ki

vakit eziliyor ayaklarının altında

gel ters çevireyim seni

başka yere ak

sen memnun alan memnun

Mecnun halin deli oldu

razıyım yeter ki “in the”

ranzamda seksi iblis arslan

çekirdek misin insan mı?

seni içime içime can-ı-var

görsel: Geliy Korzhev

Ahlaksız

tam bir ahlaksız, mesut

şeytan ağzında tüylü

ahlaksızlığı mükemmel bir

Amak-ı hayal

kitabın içine dışında sıkıştırmış

uzağı iyi göremediği kadının

tövbe sevişmeleri aklında Naci

vücutların yerlerini biliyor

bir resim ver ona

iki kelime işit, teröristleri var 

aşk yırtıcıları

ısırarak çıkacak sanıyorsan

yırtarak aklarsa

yanılırsın, yanıldığın kadar

ılıksın ve

tüm o ahlaksızlığı açık

etmek için kelimeler var

üzerine sürüyor

duymuyor soğuk

Logos, Lodos, umurumda değil

rüzgârın hep kuytularında

kuyruğundan tutmuşsun

bırakma günahsız

görsel: Julia Soboleva

Rilke Siyahı

bir şiir siyah giyiyorsun

ve seni Rilke’nin dilinden kurtarmak

için bedenini

unutuyorum ruhunu

tutuyor içim

bakınca

bir dünyaya iki beden çok

zarif ve utangaç aidiyet

yasakların yanında yatıyoruz

sarışınmış sarılmışız

bir film, bir romantik yalan

üzerimizde ışıkları

ve birbirimizden habersiz

bir 

yok olma

sessizce

odaların bizi

sıkıştıramadığı yerde

görsel:Henrik Aarestad Uldalen 

Gözlerin Beni Vur Onlara Verme

gözlerini açıp bana vermişsin

öyle patlıyor tabanca bebeklerin

onlara değil sayı

niyetin izi aklında sevişen kara kedi

gizlediğin zehir zemberek arzular

dönüyoruz kırmızı çeperinde

monologlar vajina

yıkamamış seni mağrur adam ben

gençliğini siyah kıyafetlerinle

tutmuşsun maskeleri bırakmak adetin değil

modernist şairlerin yatakları soğuk

eklemlerden kelimelerle dolu

seni atıp çıkarmış olta zihninde

kedi yedi kara saçların

bir cinayet işte gözlerini açık

bırakmış

denizler denizler kara

aldatmamış aklını almamış dersini

geçirmiş tırnaklarını deli

beni vur onlara verme

görsel: Aleksandra Waliszewska

yalan dilin meyven ellerin

yalan dilin meyven ellerin

yıldız geçitleri karıncalar

ışıklar sırtını kaşındırıyor Naci

yüzü koyun bir çiftlik düşüncesin

melek ayağı köpek sesi

bir açılım istiyorsun ama

çitini kıramayan sen

dünya küçük elini kemiriyor

büyük uzuvlarından başlıyor

yeme bitiremiyorsun sen açsın, aç

maskende küçüldün kaldın

evin mağara ağacı 

yeşil çin çin kedilerin aç

giriyor çıkıyorsun mahallelere

kadın suretleri hayaletler gibi dolanıyor

adamlar adam sarıyor bırakıyor

sıkıldıkça şevkin

ağzın sulanıyor aklın bulanıyor

anlamıyorsun yerde yatan sen misin

meyven mi

uyanacak mısın yetişemeden

titremeyecek 

kime ait gözlerinle

tohumlarını at 

yalan dilin meyven ellerin 

görsel: Roberto Ferri

Kuru Ateş

ateşi tutmak için beni kullanıyorsun

odamız yangın yeri

dilediğimiz gibi örtüşmek üzere

karanlığın dili dilimde

şeytanları bastırmak

gece çıkıp gitmeler camilere

adak adamalar bırakmalar

yüze tükürmeler linç etmeler

öpmeler içmeler

ne varsa kuruyor, içe dönüyor

sen tutuşunca

görsel: Denhol Berry “now-here”

Hocam

seni ben yetiştireceğim

ağzına soktuklarından

aklını karıştırdıklarımdan sorumluyum

“evet, hocam dünya dünya yayıldık”

bir oğlan diyordum ve dişin yerine

bir kardeşini seçtin

“o benim başkamdı, ben diğeriyim”

aldım onu, üzülme

ışığa yakın olduğunda uzuvların

tut içinde, yanıyorlarsa dön döndükçe

seni geçmişin hayaletlerinden ayıracak

makaslar verdim kağıtlarını bul

yüzünü sakladığın anan ve devletin yok

artık çıkar ağzındaki baklayı

ulaşamıyorum olmak istediğin yere

“iki tane yıldız buldum, dilim kuruyor”

ikisi de senin, benim uzandığım yerlerde

dutluklarda gök delenler var

içimiz kan ağlıyor dudaklarından

“hocam”

yok artık, yok korkusu, ağzınla sus

görsel: beetlebaine

Kapı Kulu Şahı

kapının iki yanını tut sıkı sıkı

senden akıllı, senden vahşi

pençeleri arada, büyümek 

yırtmak istiyor dehlizlerini

parçalamak teker teker

yeni can o girecek elbet

sıkıştır sıkıştırabilirsen

senin iki kelimene karşılık

üç ceset çıkarıyor kitaplardan

ağzıyla ağız olma

hayalinde ıslak ıslak kazandığın münakaşalar

akıp gidiyor

çünkü sen nerede yoksan o hep orada

o sarışın, sen esmer

sen esmer, o sarışın

beyaz saçlar buldukça yastıklarda

minber önlerinde, haç altlarında, saçaklarda

kutsal suyun süzgecinde

daha da hiddetle asıl

sendeki kapının örtemeyeceği

bir yara ki ölüm açıldıkça açılıyor

çarşaf gibi, yelkenli gibi

o gencecik oğlan kız oğlan tapıyor

devasa bir olasılık boşluğuna

sen inkar et

üç beş din çeperinde ruhani ve şiirsel

senin iki gecen ona bir gündüz

alma onu içeriye

zincirini dola kimliğine ve suyunu

çıkarana kadar sık

o başkası

o diğeri

kapının ağırlığını duysun

burada olmak için

neleri kurban ettiğini

kimleri kaşıdığını

bilsin yanıklarında

onu tuttukça mesafede

paslanmayacak

demirin tadı ağzına gelmeyecek

ve en az onun kadar mükemmel

mükemmel hissedeceksin

görsel: Enrico Robusti “Romeo & Juliet”

error: Content is protected !!