Dear Devil

dear devil

this is a letter to you declaring or

rather daring to reveal that

there is so much evil in me that I feel ravished

and undone John Donne style

you Mr. Atomic 

I have to,

eyes have to see

need to identify the need to be me and you

possessions, Catholic clothes

capitalist and sexy and watery we

must create a gap

tell me if it is me or you who

objectifies the world into moments

people into things and things into people

tangible, irreversible yet destructible

men and man-moths

bugs and bugs me hard

tell me more about invasion, insertion

whose horns are these wailing and wailing

tell me if you rub my back, do I rub on you

and you, always reddish

with a cross on your forehead old man

feel a joyless alternative flesh-fight

a wrestle with God, the way I wrestle with myself

lustful, mind boggling and forgivingly simple

The Old Man in the Field Sky

in the middle of a field

in a bed not of roses

but of marigolds

an old man sleeps the sky

as he wakes mushy

the absence of sleep, palpitating

another life, another body

something blurry, something blue

beckons him

with no face, half a face

he mirrors in the yellow sky

the blue eyes that belonged to his father

and before to his father’s father

are now about to fade into grey 

pecked at by the birds of prey

every morning

he prays not to dye

for the world already breathes color

for the inhaling eye

Picture: Dalle-2 AI

Efendim Partisi

şehzade ışığı gece

doğuyor kadehlerimize

bizi yargılayan efendimizin aklında

keşfedilmemiş dünyalar büyüyor

melek maymunlar geceyi ipe dizerken

cambaza bak cam güzeli

camının içinden geç kırılmadan ışık

içkimizdeki yabancı onların iri dili

yalan ve yaratıcılık ve yapay zeka şehveti

sarı ve mavi yiyor

çenesi ahlaksızlıklık çuvalı

avuç içlerine akşamlar sığdığında

meyvelerimiz kadınlı erkekli

soframız kaldırım kenarı ve yıllar

nasıl da şaşırmış herkes hiç

aynıymış hiç hep hiçmiş gibi

efendim

uzaylılar yesin o güzel ellerinizi

görsel: Dalle-2 Yapay Zeka

1900

yaşlı adamdan korkuyu alıp çocuklara verdiler

altın makaslarıyla yolu kestiler

umutların kabardığı

hepimiz

bir sokağın sonu olduk

elimizde fenerler

geçmişi arayan güruhuz

geleceğe at arabalarıyla giden

bir biziz

1900 insanın hayali

birinin sığındığı aşk ve hürmet

içimizdeki peygamberi uyandırıyor

görünmeyen ayaklarımıza eski vakitler

isyanlar, endişeler

zincirleriyle

çok fazla ay var göğümüze

takılıyor ve silemediğimiz kirlerimiz

gönlümüzde yük

geceye sırtımızı döndük

yürüyoruz

ancak yaşamış olanlar dönüyor

görsel: Albert Birkle “Leipzig Street”

 

Zu

huzurumdan için huzurumda

ölüm var

ismi

alim

yandım bilmekten

zulasında

babamız efendimizin

zulası

eteklerinin altında kaybolan

ağzım küfür

açlığın açıklığı

sarındığım kelimeler

doyumsuz

kurtların postu

sarı gözleri “papa” zulmü

kuzunun kürkü korku

Mevlevi’nin elleri

aşağı yukarı

dönecek

gün

düğün günü

görsel: Konstantin Korobov “Agnus”

Cennet Kesilmesi

cennetime almıyorlar beni

ağzımda papatyalar nergisler elleri

çok aşk içmişim

karnımda balık denizleri

bekliyorum yüzüm kumda

tövbelimde aklın martıları

aklım iki cam kırığı avuçlarımda

nefes alan yüreğim

dilimden damlayan kızılcık şurubu

alçakmışım kalp yırtmışım

ağacın dalların paçavra adammışım

kuşkonmazlar kasıklarımda 

doğru söz deli dölü

tövbelime inen yol 

düşlediklerim düşman kesilmiş

içim şimdi sadece şimdi

tanrının karın ağrısı

yakın da kurtulalım

cennetime almıyorlar kimseyi

görsel: Maria Elisabeth Merlin

Kıxıl Aşk

baştan başa kırmızı elbisemle

gezdim Polonya’yı

beyaz örtüde ayaklarım

sürülürken

ölüm kamplarından kemikler çaldım

fareleri besledim

evimde büyüttüm korkuyu

bir şöminede kemikleri oduna çevirdim

çıra niyetine iki çocuğu

tanrıdan gizledim

Habil, Kabil

hiç kurban olsun diye

ana oldum

yeşil sarıklı bir cini içimden çıkardım

ölümlü günleri sayarken

unuttum

sınır dışı edildim etimden

ruhum bir bardak çıktı

aşığın şarabında dudaklandım

alın yazılarında büyüyorum

bana aşk dediler varolmanın rızkına

raks ettikçe deliren

görsel:

Naudline Pierre “An Eternal Restlessness (2018)”

O kadar çok

o kadar çok dua ediyor ki

isminin yankısını camii boşluğunda

buluyor her gece

kubbenin tam altında

camdan bin kalp

asılıyken

iki göz iki kanat

aklın üzerinde

mesafeleri yakınlaştıran

şah damarının içinde

metalik bir ilahi 

meleğin elleri boğazında kapanırken

huşu içinde

o kadar çok dua ediyor ki

görsel: Rae Klein

Cennetin Yaprakları

bakışlarının seni delip geçtiği çıplaklık

kendinden korkun kafiye buluyor

yazdıkça boynun nefesin kesilen

ölü sevici

kelime ağacına asılmış

hangi cümle canlı ki

sonbahar geldi dökülüyor yapraklar

içimdeki karanlığın sana bulaşması için 

tutuyorum yanık avuçlarımda kül

biliyorum şeytandan bir şey kaçırdığını

herkesin dolu günah kesesi

kuruyor, bükülüyor

vücut dediğin

cennetin yaprakları

kasların, duruşun, ışığın

sen de kendini yok etmek istiyorsun

gölgelerin, sensizlik güzel bir şey

sensizlik sessizlik, hiçbirinin vücudunda

sözcüklerle delilerle dans etmek

taş plaklar, bebekler, topuklar

utançla kırılana kadar

herkes şeytan olmak ister çocuk, bir Yehuda

çünkü bilir tanrıyı en çok onlar sever

en ahlaksız teklifini kabul edecek kadar

sever ve ısıra ısıra kendi kuyruğunu 

kanatlarında biter

vicdan azabı Allah’ın nuru  

Görsel: George Dawe “The Demoniac”

İnsan Değil

aklımdan kelimelerimi çalarak var olma çabanı

bu sahte şahika sahnende duyuyorum

takdir etmekle beraber

günahlarımı güneşte kurutulmuş domatesler gibi

günlük sıkıntılarına meze etmeni

domuzular gibi istemeni

rakı diye arzu suyumu içmeni

seni ve dünyayı artık insan değil de

insan ötesi bir metal parıltısı gibi

görmemi

meme uçlarını değişmez gerçekler gibi

dudaklarımda büyütmeni

artık umursamıyorum

etimin yerine demir taş toprak geçeli

dil kullandığımızdan beri

insan olmadığımızı fazlası

biliyorum

sevişirken takır tukur ses çıkarmamızı

araya sıkışan onu bunu

eski sevgilileri

ana babamızı yataklarımızı

öldürmemizi

mazur görüyorum çünkü

bir makine pişmanlık duymaz

görsel: Phil Hale  

Mavi Pamuk Şekeri

bulutun tanırının sakallarından

yalnızlığa kovulduğu gece

gene gene tanrının rahminde açık

maviden önce

deniz dizlerinde gülünce

aydınlık

öyle parlak bir çakıl taşı bulacaksın ki

bir tek senin gözlerinin balı nefsinden hafif

kuş tüyü dokunuşlar gelecek

pembe mi pembe avuçlarına küçülünce dua yerine

kuşların kanat çırpmadan süzüldüğü enginde

huzurunu bulmuş tebessüm  

bir tek seni dinden ayırıp

güneşten gönlüme tutuşturacak ve günah

sömüreceğiz

pamuk şekeri bulut dilimizler

görsel: Vanni Saltarelli

Düşman

eve geliyorsun akşam

hiç görmediğin bir oda, göğüs kafesi gibi açılmış

sıkışık nefes katılaşıyor

geriliyorsun ağızdan ayak parmağına

kasap dükkânı köyde boncuklu ipli hasır kapı

aradan kan ışığı sızıyor

ipler kıpırdıyor kurban eti kokuyor

insan insan içinde kendilerine cemaat

içeri giriyorsun ve en sevmediğin insan sana bakıyor

yerinden kalkıyor hemen

“affet” diyor, “hata ettim, kurtar etinle”

eline sarılıyor, yanağını sürüyor

gözlerine bakıyor

elleriniz kan ter içinde, karışıyorlar istemesen de

“affet” diyor, senden çok daha iri

bir içine girsen yaşayabilirsin fark edilmeden

dokunuşunda tanıdık bir ihtiras ve çekince var

sakladığın bir leke sanki

bu işte en sevmediğin, nefret ettiğin

herkes hem fikir hem de et

adını duydukça heyheylerini çıkaran

o tür şeyler düşündüren çıngıraklı zat bu

“gel yer değiştirelim” diyor “her şeyim senin olsun”

cinsel organlara kan gidiyor

öldürmek ya da yaratmak, işte mesele

ne yapacaksın kan-dıracak mısın? affeder misin?

görsel: Maya Bloch

error: Content is protected !!