Sırça Dünya

gözlerimin eskidiğini gören aynanın

şahdamarını kestim

tanrıyla

durmuyor hala kızıl bakışları

kırılmayacağını sandığım camın içinden

her geçtiğimde değişiyor

gördüğüm insanlar, yürüdüğüm yol, şehrim

içimde cama üfleyen deli

anlık bir büyü

herkes duruyor

olduğu yerde buzlu camlar

müthiş yoğun ve geniş bir sessizlik

bir anda, istinasız herkes bana dönüyor

ve tek-bir ağızdan

ismimi haykırıyorlar

gözleri üzerimde asılı

nefes almamı engelleyen poşeti

bedenimi saran bu ucuz ince plastik deriyi

çekip çıkarıyorum üzerimden

ağzım balık ağzı

anlık nefes anlık 

cam kırıklarımı döküyorum

dakikalarımı

az az

parlak kalbimin son yüzünü

çürümesin diye sürdüğüm

aşk cilası, artık yetmiyor

su kırıkları suretler

kesip gidiyor

sonra bir anda herkes işinde gücünde

İkarus’un ayakları da denizde

çekiliyorlar ve delik deşik oluyorum

durduramıyorum sırça dünyayı 

görsel:Rick Berry “Cliff Dweller”

Sevmiyorum

bizim büyük yalnızlığımızı küçülten o anları

tutamayan

dokunuşlara açılmayan kelimeleri

sevmiyorum zamandan kaçamayan şeyleri

sıkıştığım bu odayı

tekilliğimi

şiirsiz masayı

bedensiz kanepeyi

sırsız dolabı

hepimize vaat edilen karanlık toprakları

sevmiyorum

çürümekten düşlerini dişleriyle

çekip çıkaran

hediye cesedi

zevkle harmanlayanı ve

bir şapkanın sakladığı aslanın

kükreyemediği sıradanlığı

sevmiyorum gölge

evinin tozunu yok etmeyi

altın sikkeleri

sevişmeye tercih eden aklı

bizi aynı resme boğan her şeyi

kapalı ama aydınlık pencereyi

kıramayan hayali

sevmiyorum

görsel: Vilhelm Hammershøi 

çürüyen

olmaktan korkuyorum

insan

çürüyen

eklemlerden kaslardan gözlerden

düşüyor dilimden

söyleyecek sözün ezildiği üzümden

ağzımda hep birinin eli

anamın babamın devletin

zevk vermiyor

hep bir başkasının kelimesi, meali

şarabın yıkadığı

tasavvuf ahlaksızı

bir olduğumuz Allah

ise üst üste bedenleri

tutuyor ar damarımdan beni

onu da öp

bebekleri kocaman

şahdamarımda

yatağımızda mesafe yok

aç sana

aç sana

birbirimizi dokunarak seviyoruz

üzerimdeki tanrı kılıklı biri

inlerken

bizi bizle koruyor

görsel: Eliran Kantor

Sümbül ve Zefir

cam tabutun kırıkları cam

kalbinde

açan çiçeklerin seni öldürmesine alışkın

akıyor kan haberli habersiz arzulardan

bıraktığın bahçelerde bahar

aç sanki

sümbüller açtıkça

insanlar yiyor insanları aşkla

ve biri, birini unutmuyor dikenlerinde kan

aklında zehir yeniden doğdukça

görsel: Gail Potocki “Botanica no 23”

Hayaletler

biz seni yanımıza alacağız beyaz elbiselerle

masumiyetini sardığın şiir defterlerinde

beyazın üzerindeki siyahlarda siyam kedileri

korkularını unuttuğun göz kapaklarınla seni çok

seveceğiz evin ahşap köşesinde, komodin çekmecesinde

mektubun içine senle gireceğiz geçmişin izni

ölü annenin dizi kıvrılmadan babanın avucunda

adını bize bırakırsan özür dilemeyeceğiz tüm

talihsizlik sonucu kendini çarşaflara saranların

ipek araları boynuna sıkışmadan gelip seni

ninenin buruş buruş ellerinden tekrar isteyeceğiz

görsel: James Ensor “The Intrigue”

Mavi Altın Kuş

mavi kazağının altında

gizlediğin göğün

kestane kargasıyım

gagaladığım kabuğun

bir umut bulutuna mahkûm

çiçeğin bahar

*

şairini seçtiğinde

içinde aydınlanan köşede

dize dizeye sevişmeye

utanmasaydın bu kadar keşke

ölüp ölüp dirilirken

altın dökülmekten

*

Görsel: Jonathan Mathiasen “Altın Şehir”

Dolapsız Aşk

ihtiraslarını kurutup kaldırdığın

çift göz dolabından çıkar artık.

bak ağacımız gıcırdıyor

çekmecelerimiz açık

bastırma korkunu sığ sulara  

çamura düşmeden, kirlenmeden

sevmek, sevişmek olmaz

*

naftalini dilinde döndürmeyi bırak

karar ver ellerinin rengine

içindeki yumağı oynadıkça açan

kedi kalbimi ağzıma getirme

ölüleri dirilten bu yünden son

başka bir sona bağlanmadan

soğuk mevsimin rüzgârı

*

ıslaklığını almadan

sönmesin bu şafağa ateşimiz

başka bedenlerde yıkama

yüreğinin kirini pasını

vuslatın kokusu sen

katlanıp üzerine uzandığım  

temiz çarşafların baharı sen

*

Görsel: Liu Xiaodong (1963) “Aşk”

Rilke Siyahı

bir şiir siyah giyiyorsun

ve seni Rilke’nin dilinden kurtarmak

için bedenini

unutuyorum ruhunu

tutuyor içim

bakınca

bir dünyaya iki beden çok

zarif ve utangaç aidiyet

yasakların yanında yatıyoruz

sarışınmış sarılmışız

bir film, bir romantik yalan

üzerimizde ışıkları

ve birbirimizden habersiz

bir 

yok olma

sessizce

odaların bizi

sıkıştıramadığı yerde

görsel:Henrik Aarestad Uldalen 

Gözlerin Beni Vur Onlara Verme

gözlerini açıp bana vermişsin

öyle patlıyor tabanca bebeklerin

onlara değil sayı

niyetin izi aklında sevişen kara kedi

gizlediğin zehir zemberek arzular

dönüyoruz kırmızı çeperinde

monologlar vajina

yıkamamış seni mağrur adam ben

gençliğini siyah kıyafetlerinle

tutmuşsun maskeleri bırakmak adetin değil

modernist şairlerin yatakları soğuk

eklemlerden kelimelerle dolu

seni atıp çıkarmış olta zihninde

kedi yedi kara saçların

bir cinayet işte gözlerini açık

bırakmış

denizler denizler kara

aldatmamış aklını almamış dersini

geçirmiş tırnaklarını deli

beni vur onlara verme

görsel: Aleksandra Waliszewska

Kuru Ateş

ateşi tutmak için beni kullanıyorsun

odamız yangın yeri

dilediğimiz gibi örtüşmek üzere

karanlığın dili dilimde

şeytanları bastırmak

gece çıkıp gitmeler camilere

adak adamalar bırakmalar

yüze tükürmeler linç etmeler

öpmeler içmeler

ne varsa kuruyor, içe dönüyor

sen tutuşunca

görsel: Denhol Berry “now-here”

Hocam

seni ben yetiştireceğim

ağzına soktuklarından

aklını karıştırdıklarımdan sorumluyum

“evet, hocam dünya dünya yayıldık”

bir oğlan diyordum ve dişin yerine

bir kardeşini seçtin

“o benim başkamdı, ben diğeriyim”

aldım onu, üzülme

ışığa yakın olduğunda uzuvların

tut içinde, yanıyorlarsa dön döndükçe

seni geçmişin hayaletlerinden ayıracak

makaslar verdim kağıtlarını bul

yüzünü sakladığın anan ve devletin yok

artık çıkar ağzındaki baklayı

ulaşamıyorum olmak istediğin yere

“iki tane yıldız buldum, dilim kuruyor”

ikisi de senin, benim uzandığım yerlerde

dutluklarda gök delenler var

içimiz kan ağlıyor dudaklarından

“hocam”

yok artık, yok korkusu, ağzınla sus

görsel: beetlebaine

error: Content is protected !!