Kapı Kulu Şahı

kapının iki yanını tut sıkı sıkı

senden akıllı, senden vahşi

pençeleri arada, büyümek 

yırtmak istiyor dehlizlerini

parçalamak teker teker

yeni can o girecek elbet

sıkıştır sıkıştırabilirsen

senin iki kelimene karşılık

üç ceset çıkarıyor kitaplardan

ağzıyla ağız olma

hayalinde ıslak ıslak kazandığın münakaşalar

akıp gidiyor

çünkü sen nerede yoksan o hep orada

o sarışın, sen esmer

sen esmer, o sarışın

beyaz saçlar buldukça yastıklarda

minber önlerinde, haç altlarında, saçaklarda

kutsal suyun süzgecinde

daha da hiddetle asıl

sendeki kapının örtemeyeceği

bir yara ki ölüm açıldıkça açılıyor

çarşaf gibi, yelkenli gibi

o gencecik oğlan kız oğlan tapıyor

devasa bir olasılık boşluğuna

sen inkar et

üç beş din çeperinde ruhani ve şiirsel

senin iki gecen ona bir gündüz

alma onu içeriye

zincirini dola kimliğine ve suyunu

çıkarana kadar sık

o başkası

o diğeri

kapının ağırlığını duysun

burada olmak için

neleri kurban ettiğini

kimleri kaşıdığını

bilsin yanıklarında

onu tuttukça mesafede

paslanmayacak

demirin tadı ağzına gelmeyecek

ve en az onun kadar mükemmel

mükemmel hissedeceksin

görsel: Enrico Robusti “Romeo & Juliet”

Mehmet Siyah Kalem

Mehmet Siyah Kalem’in cinlerini

içen susuz şeytanlarını

almış bir “nü kadın” etrafına

kedilere çevirmiş, “gülme ya”

yalnız yatağında gel diyor pati pati

kuru dere yataklarından

ormanlar yanarken

sigaramın ucundan yürü

dökülmeden 

hemen ağaç dikelim o yerlerine

çamlar mamlar, kim tutar yeşili

aynı odada pudra rengi

gel sıkış

pamukçuklarla söndür ateşimi

siyah topuklularıyla

baştan kara çıkar çinçinler

yanan inekler kimin uğrunda

sür real mi memle”cat”?

bir iktidarsız çiğnerken bizi

hülyalım, hülyalım

uçakların kalkmamış, hortumların fışkırmamış

sakin ölüm yüzünde is

kuruyor da kuruyor, çıt çıt

kara kalem acısında yanmış kaplumbağa

serçenin kanadında yangın bulutu

şuh bir kadın çağırıyor

inleye yana

insan canavarına yeni ölümler

görsel:Julia Soboleva 

Tek Dal

Seni tuttuğumda

Ölümü tutuyor gibi korkuyorum

Kara çarşafın bana

Vücudumuzu istemeyen bir tanrıyı

Anımsatıyor ve burkuluyorum

Parmağım damağına takılmış da

Dönmüş anamın acısı

Bir parçası içimde kalmış gibi

Tek dal diyardan

Kocaman parmaklardan

Mermer soğuğu yuvamızdan

Hüzün tutmadan gidemezmişiz gibi

Görsel: Edwin Dickinson: “Old Ben and Mrs Marks”

Manastırdaki Azize

tanrım, beni canavarlarımdan ayır

hayır diyemeyeceğim arzularımı

ıslat ve kurut ve ıslat ve kurut 

bitiştir ve görünmeyen derilerime dik

ters yüz olsun kocaman, kocaman açılsın

ellerim ifadem seni tutmak için

irileşmiş, nasırlaşmış düşüncelerle

manastırını aşka boğduğum vajinamın  

dişlerini rüyalarımda tek tek sök

beraber bir yatakta çiviler üzerinde

çok gözlü, çok çeneli, çok dilli

sevişirken göğü kırmızı düşleyen

yatağımın altındaki gölge benden koru

görsel: Eduardo Kingman “Dua Eden Kadın”

Mavi Yeşil Martılar ve Çimenler

Sanatın dallarında sallanırken

Uykusu gelince uzanmış boğaza doğru

Rüyalarının eflatuna çalan

Kadını olabilmeye kırmış

Atmış değneğini göğe

Bakma durağında mavi martılar

Erillikten utanan hiddeti yerde

Huzurun örtüsü yeşil beyaz pötikareli

Çimen yaprakları üzerine

Uyumak ikinci ölümün ipek teni

Bir tekme bir tokat bir bağrış yırtılan

Her bir çimen yaprağı açılmış bir insan

İnsan et insan ruh insan et her yerinde

Yürümediği yerler için üç kadın seçmiş

Bir yerli, bir milli, bir de inleyen

Acıları memleketten silecek kadar

Büyüyemiş ki gönlü zikirden ayrılsın

Mevlana’nın bir sözüne takılıp

Döndükçe dönüyormuş

“Her şey neye layıksa ona dönüşür”

Figürler arasında kendine fani

Seçmiş yaşamdan arta kalan tebessümler

Sevmekten öte değil yana, yana

Görsel: MD Tokon “Beyon the Grass” 

kuzu fıtratı

sevmek mi kurban etmek mi

düşüncelerini beyazından

buklelerinden, elinin hareketinden

yününü, bakışlarından ayıramadıktan sonra

korkularından ayıramadıktan sonra seni

bir rüya içinde meleğe benzettiği için herkesi

hor görmek için hepimizi

İsmail mi İshak mı

bıçak mı ustura mı

hangi tanrı

içimizin mağrasında

gözleri kamaştıran maskeden önce

kuzuyu fıtratında sevgiye boğuyorsa

onun olalım, bileklerimizde

Allah yazıyor diyelim kıvır kıvır  

görsel: Thierry Marchal 

Canı

canını yakmaya gelmiş

çalı çırpı topluyor köyünün bahçesinde

bir şenlik ateşinde

pencerede silueti dans ederken 

iki büklüm olacak suçlu vicdan

“düşümdeki şeytan bu değil”

diye haykıracak

ağıt yakılacaksa günah

başka kadınların kasıklarında

jilet izleri otuz beşinde görünmez

diyecek okunun başından damlarken kan

tutkunun dönüştüğü korkunç cüce

hemen sırtında

gri tüylerini okşayamadan

oğlunun kızının

bir vahşiye kaçışını düşlerken

üzerine kapaklanıp bir beden olamadan

elbet biri gelip canını alıyor

Koru

bizden koru beni

bakire tanrının izcisi

görmediğim nefesinden başımı  

ayırmadığım dizinden koru

bir duanın renklerini ayıklarken

seni çıplak omurlarından tutmuş

uyku yakanı kirletir diye

sert mi sert koru

yuvarlağıma, ağzın dilin değiyor diye

zevkle korkunç bir şey tanrım

sopan, kafamdaki mavi gözlerin

kasıklarımda izi buzdan dişlerin

açıkta değilim, rahminde üşümek yok

sana bürünememek kış değil

ak teninin karaya çaldığı deliliğe

ölmüyorum, özlemeden başka bir mevsimi

kurban ettiğimiz aylar, ayinler, ahitler

bir tapınak şemsiyenin altında çıplak

koru bizden bizi   

görsel:Glenn Brady

Nardan Işıklar

cennet bekliyorsun dizlerinin üstünde

elleri var ormanların ve büyükler meyveler

boynunu bükmüş sakalına küsmüş adam, adem’in elması

yanı başında yüzlerinden birini istiyorken

bir tanrını ayaklarının altındayız farz et

güllerin olmadık yerleri gözlerini delmiş

ezildikçe karışıyoruz, üzümün şarabıyız de

o kadar renk içinden uyumayı seçtik farz et

başka birinin cenneti açılmak üzereyken

ağaçlara tövbe ettirirken yanar ya için

hep üzgün yüzünü gösteriyorsun biliyorum

oysa mutlu olduğunu

oysa sırtımızı verdiğimiz evimizde

kozamızda her sabah dirileceğimizi

çiçekleri toplamak için geceyi beklemeyi

ağzında pembe kırmızı kekremsi bir tat

rüyama girdiğini, çıplaksın biliyorum

dönüp dolaşırken benle insanlar arafta yaşıyor

nardan ışıklar aydınlatsın sevgimizi

görsel: James Jean, “Cennet”

Taş-Sarı

bir günah ki içinde sarılmış

sarıymış ve tövbesiz olan kadın

altından harelenen ıslak 

utancından kırık

iki adamı sevdiğinden daha çok

bir tanrıya inandığından

sırtında bembeyaz bir yük var

diye dönmüş

kamışı ağzında neyzen

duvar ahengi bozuyor

dervişler dönerken gözlerinde

dile getiremedikleri adamın boğazında

ilmik ilmik olmuş

hatta olmamış ne varsa

gölgeleri tutan bir kukla ustası

gülümsemesi iplerinde ölüm

ve dev anası ve devler ve devlet

gülümsüyor kara bir deliğe

çekiliyor uzuvları, aklı, ruhu, şehadeti

şiddeti sevmekle bol pişmanlık

izin vermiyor ülkesi çekirdeğin

açılmasına sararmak yerine yeşermesine

ilk taşı en çok sevişen adsız

Görsel: Bahram Hajou

geceyi içiyorum iki kere

yalnızın dudaklarından elleri morarıncaya kadar

geçmiş gecenin deli uykusuna uzanan kan emici

güzel adam doldurduğun evin önünde ahını bardağını

mavi gözlerini denizlere yatırmadan

uzat uzatabildiğin kadar tertemiz bağrından kırmızı

kanını emdiğin tüm kadınlar özlüyorken şehrinde seni

dili döndükçe arzular yanıp sönen pencerelerde ışıklar

Görsel: Catdogville “drinking the night away 2” 

yengeçvari kırmızı kadın

yalnızlığımı kırmızıya boyadığımda

biri geliyor ve öldürüyor beni kadın olduğum için

sahillere yakın yerlerde uyuyor sırf zırhıma inat

dağların kararmadığına özen göstermek için

gölgemi sürüklemiyor, bulduğum denizlere bastırıyorum

kanın dağılışı ebru sanatımın ahengine denk

gelince de ellerimde tuttuğum başımın ağrısı

babamı, anama sevdiriyor ve bir döl denizinde uyanıyorum

yaratılışın tanrının kasık ağrısı olmadığına

kolay ikna edilebilecek bir yerde değilim çünkü

ağzımda ıslak tuzlu bir tat yapış yapış

ciğerlerime, sevdiklerime ve saçlarıma bulaşırken

küçük körfezimde düşlerle yıkanmak ve

yengeçvari bir yaşamdan arta kalan yan yana

daha az cinayete nefes almak için duruyorum

görsel: Owen Gent

error: Content is protected !!